1. YAZARLAR

  2. Hızır TONYALI

  3. Bizim öküzler, Amerikalılar kadar akıllı değil!
Hızır TONYALI

Hızır TONYALI

Yazarın Tüm Yazıları >

Bizim öküzler, Amerikalılar kadar akıllı değil!

A+A-

Amerikalı bilim adamı bir Anadolu köyünde araştırma yapıyormuş.
Köylünün biri çıngırak bağladığı öküzü tarlaya bırakmış, hayvan tarlayı sürüyor.
Amerikalı, öküze çıngırak niye bağladıklarını sormuş köylüye.
Köylü de çıngırak sesi durunca öküzün çalışmadığını anlayıp dehlediklerini söylemiş.
Amerikalı köylüye der ki, “Ya öküz çalışmaz da kafasını sallarsa. O zaman çalışmadığını nasıl anlayacaksınız?
Köylü saf bir edayla, “Begim, bizim öküzler siz Amerikalılar kadar akıllı değildir” der.

Hürriyet'in Yazı İşleri Müdürü Tufan Türenç Vahdettin’in vatan haini olduğunu yazıyor.
“Vahdettin'in tek düşündüğü ülkesi değil, tahtıydı” diyor.
Satılmış vatanın, olmayan tahtına talipli yaptığı vatan haini Vahdettin’in, Atatürk’ü Samsun’a çıkarırken bir yandan da hakkında tutuklama kararı çıkarmasını Tufan Türenç ve türevlerinin anlamasını beklemek, Amerikalının bizim öküzleri anlamasını beklemek gibi bir şey olsa gerek.

Selçuklu Sultanı Alparslan, Malazgirt Savaşı’nda düşman saldırısı gerçekleşince geri çekilmiştir. Ama geri çekilen öncü birliklerdir. Başkomutan Sultan Alparslan eşliğinde, ordu geri çekilirken, yan kuvvetler hilal şeklinde, ilerleyen düşmanı kuşatmaya alıyordu oysa. Romen Diyojen komutasındaki Bizans Ordusu bu şekilde çökertilmişti. Türkler de bu vesileyle Anadolu’ya girmeyi başarmışlardı.

Büyük işler büyük akılla olur. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde “Onların hayalleri benim yaptıklarıma ulaşamaz” demiştir.
Küçük beyinli adamların büyük işleri anlamasını beklemiyoruz. Bu densizler bir gün gerek duyarlarsa, Alparslan’a da “Korkak herifti!” diyebilirler.

Tarihine sövmeyi yaşama sebebi sayan öküz kafalılar her zaman olacak. İnsanın ağırına giden, “Dinime söven bari Müslüman olsa” misali, mide bulantısı heriflerin, kendilerini ulemadan sayıp akıl satmalarıdır. Ne yazık ki bu ülkede hala sıfırın altında kalmış çukurlardan, milletin ayağına çamur sıçramaya devam ediyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız
21 Yorum
  • Tarihçi / 18 Kasım 2007 Pazar 19:39

    İletişimin en büyük teknolojik evrimini yaşadığı bu asırda, gözümüzle gördüklerimizi dahi yanlış aktaranlar varken, birtakım evrakları tarihi vesika diye önümüze koyanlara şaşmamak elde değil. Kuzey Irak’a 1 aydır operasyon yapıldı yapılacak. Bazı internet siteleri ve birçok gazete ‘flaş, son dakika, bombardıman başladı’ haberleri geçiyor halen daha zaman zaman… Fatih Altaylı diye biri kaçırılan 8 askerin bordo bereli Türk Komandoları tarafından PKK kamplarından kurtarıldığını bile yazdı. 100 sene sonra birileri Altaylı’nın yazısını okuyup Kuzey Irak’ta ‘Kahraman Bordo Bereliler Anıtı’ dikerse şaşmamalı. Güzel memleketimde, TBMM çatısına yerleşmiş vekiller tarafından terör örgütünün elinden teslim alınan Türk askerleri Genelkurmay tarafından “8 asker TSK bünyesine katılmıştır” açıklamasıyla duyurulmuştur. Buna diplomatik dil derler. İletişimin zirve yaptığı bu asırda, herkesin her şeyi alenen görüyor olmasına rağmen böyle bir dil kullanılırken, 80-100 sene evvel telefonun, televizyonun, gazete, mecmua ve radyonun olmadığı bir zamanda yaşananları hangi evrakla delil olarak sunabilirsiniz. Her ülkesini terk eden hain ise, Vahdettin’i mi gözünüze kestirdiniz. İlla da hainlik arıyorsanız Nazım Hikmet’i, Mehmet Akif’i de hain ilan edelim o zaman. Kazım Karabekir de haindi belki! Listeyi uzatabiliriz… Ayıptır, günahtır… Yamukluğu baktığınız yerde değil, önce bakışınızda arayın derler adama. Zamanın ateşli iç siyasi çekişmelerinin yaşandığı dönemlerde kaleme alınmış yazıları bugün tarihi evrak diye öne çıkarıp karalama yapmayalım. Hatalar mutlaka vardır. Ancak ihanet farklı şeydir. Ülkenin değerlerine hainlik isnat etmek kimseye bir şey kazandırmaz. Atatürk de hain demişse zamanında öyle gerekmiştir. Vahdettin de zaten bir yandan Atatürk hakkında tutuklama kararı çıkarmışken bir yandan da Osmanlı'nın en büyük donanma gemisi Bandırma vapurunu kendisine tahsis etmişti. Bunlar o tarihten bize ulaşanlar. Yazıda “Vahdettin'e hain diyenler öküzdür” diye bir ifade mi var? "Tarihine sövmeyi yaşama sebebi sayan öküz kafalılar her zaman olacak" cümlesi böyle bir anlam yüklemez. Sonuç olarak Rahmetli Bülent Ecevit bile ‘Vahdettin vatan haini değildir’ derken, hala onu hain ilan etmek için evrak arayan, belge sunanlara şaşmamak elde değil…

    Yanıtla (0) (0)
  • vahdettin hain mi? / 18 Kasım 2007 Pazar 18:56

    hiç kuşkusuz osmanlı bizim tarihimizin bir parçasıdır ancak tarihsel olayları değerlndirirken objektif olmak lazım.vahdettin ded tarihimizin bir parçası ancak onun yanlışlarını görmezden gelemeyiz.herşeyden önce ben ,mustsfs kemel'ı anadoluya kurtuluş mücadelesini başlatmak üzere gönderen vahdettin'dir görüşüne katılmıyorum mustafa kemalın anadoluya gönderilmesine razi olması onun erzurumda bulunan karabekir paşaya bağlı askertlerin silahlarını biraktırmaya göndermek maksadıyla ikna edilkmiştir yanı asıl amacı işgale direnen karabekir paşayi etkisiz hale getirmek üzeregöndermiştir ama mustafa kemel ve arkadaşları anadoluya salimen varabilmek için vahdettin ve işgal güçleri aldatılmıştır.eğer sizin iddia ettiğiniz gibi mustsfa kemel kurtuluş mücadelesi için vahdettin tarafından gönderilmiş olsaaydı mustsfa kemel idama mahküm edilmezdi. hatta görüldüğü yerde öldürülmesi dinen caiz dir diye şeyhülislam tarafından fetva çıkarılmıştır.bundan başka ülke işgal altındayken işgale karşı kurtuluş mücadelesi veren ankara hükümetine karşı anadoluda çeşitli isyanlar çıkarılmıştı.mademki o kadar ülkesini seviyordu neden ingiliz boyunduruğunu kabul etti o da geçseydi anadoludaki hükümetin başına.aslında bu konu çok uzun elbette ki istediğiniz düşünceye sahip olabilirsiniz buna kimse birşey diyemez ancak sizin gibi düşünmeyenlere öküz diyemezsiniz bu eğer vahdettin haindir diyenler öküz dür derseniz ona ilk hain diyen kişiyi de hesaba katarak düşünmelisiniz yazıyı okuyan bazi kendini bilmezler kendi gibi düşünmeyenleri öküz yerine koyan yorumlar yapmışlar ki bu aslında ceza davasını ilgilendiren bir hal almıştır bu nedenle bu nedenle biraz daha dikkatlı olunmasında fayda var diye düşünüyorum.yoksa her klavyenin basşına geçen kişi kendini başı boş zannetmesin yinede diyorum vahdettini sevebilirsiniz bu sizin hakkınız ama sevmeyenlere öküz diyemesiniz

    Yanıtla (0) (0)
  • mucere / 18 Kasım 2007 Pazar 16:59

    Vahideddin Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlı idi. Arada Sultan Reşad olmayıp da, II. Abdülhamid Han'dan sonra tahta çıksaydı, belki devletin başına böyle bir bela gelmezdi. Çünkü O, İttihat ve Terakki hükümetinin hatalarını önleyip, felaketlerin önüne geçebilecek kudret ve irade sahibi bir kimseydi. Çok sevdiği vatanından koparken yanında şahsi ve pek cüzî mal varlığından başka bir şey götürmediği, ülkesinden ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden vefatında kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.
    Vahideddin Han'ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı'nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan'ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü'nde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; "Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var." demekten kendini alamaz

    Yanıtla (0) (0)
  • kızıl_elma / 18 Kasım 2007 Pazar 09:49

    belge var, BELGE var. bu tıpkı birisini içeri tıkmak için ondan habersiz cebine yasa dışı bir şey tıkıştırmak gibi...

    Yanıtla (0) (0)
  • hain mi / 17 Kasım 2007 Cumartesi 22:50

    Bugün bir Haftalık Dergisi alın. Olayın öyküsünü ve belgelerini Haftalık'ın sayfalarında okuyun.

    Yard. Doç. Dr. Orhan Çekiç bu konuda İngiliz devletinin arşiv belgelerini gün ışığına çıkarıyor. Çekiç'in anlattığına göre bunları ilk kez Prof. Dr. Salahi Sonyel, 40 yıl önce doktora tezinde kullanmış. Ancak bu belgeler tozlu raflarda unutulup kalmış.

    Size olayı en kısa ve en yalın bir biçimde özetliyorum:

    Yıl 1922. Anadolu'da bağımsızlık mücadelesi tüm hızıyla sürüyor. O sırada Ankara hükümeti, İngiltere'ye bir heyet göndermeye karar veriyor. Heyet başkanı, Ankara hükümetinin dışişleri bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey.

    Ankara heyeti önce İstanbul'a uğruyor. Orada birkaç gün kalıyorlar. İstanbul hükümetine verdikleri mesaj: ‘Londra'ya birlikte gidelim, aramızda ayrılık olmadığını işgalcilere gösterelim.'

    İşte ne olduysa o aşamada oluyor. Padişah Vahdettin'in hafiyeleri heyetten birinin çantasında bulunan gizli belgeleri bir gece, kaldıkları evden çalıyor.

    Bu belgelerin fotoğrafları çekiliyor. Belgeler hemen ardından çantaya yeniden konuluyor ve fotoğraflar doğrudan Vahdettin'e iletiliyor.

    Belgelerde önemli hususlar var.

    Padişah Vahdettin, eline ulaşan bu belgeleri anında işgal ordusunun ve İngiltere'nin İstanbul'daki temsilcisi Horace Rumbold'a gönderiyor.

    Rumbold derhal görevinin gereğini yerine getiriyor. Eline ulaşan belgeleri İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na iletiyor. Her belgenin İngilizce çevirisini de yazısına ekliyor.

    Yazısına şu notu eklemeyi de unutmuyor:

    ‘Bunlar Yusuf Kemal ekibinin bavullarından alınmıştır. Tarafımıza Sultan tarafından gönderilmiştir.'

    Yanıtla (0) (0)