1. YAZARLAR

  2. Seyfullah FIRAT

  3. DÜNYA HAYATI BİR SINAVDIR
Seyfullah FIRAT

Seyfullah FIRAT

Yazarın Tüm Yazıları >

DÜNYA HAYATI BİR SINAVDIR

A+A-

Zifiri bir karanlık sarıvermiş dört yanımızı. Yalanlar ve dolanlar kuşatmış belleğimizi. Doğruyu ve hakkı idrak etmekten uzak düşürülmüşüz. Aklımız ve izanımız adeta katliama uğramış gibi sendeleyip duruyoruz.

İnsanlar bir başka olmuşlar. Kısacık bir zaman diliminde insanların yaşantısında dört mevsim benzeri çeşitliliklerin izlerini görüyoruz. Bazen sinek kadar küçülen, bazen de filler gibi şişen naylon insanların varlığına şahit oldukça aklımız ermez oluyor bazı işlere.

Her şey çok hızlı bir şekilde cereyan ediyor ve yeryüzünde olup biten olayları takıp etmede yorgun düşmüşüz. Yetişmek istiyoruz doğruyu kovalarken veya ararken bizi aydınlatacak düşünce güneşine, bir anda zifir bir karanlık çıkıveriyor ve engel oluyor doğruyu ve hakkı seçebilmemize.

Yalanlar, dolanlar, bin bir çeşit akıl oyunları ve türlü türlü hileler çepeçevre kuşatmışken ufkumuzu, biz yine de ısrarla sürdüreceğiz arayışımızı ve elbette takip edeceğiz hakka koşan gerçek kılavuz ve rehberimizi.

Biz biliyoruz insan olduğumuzu ve insan olarak nelerle mükâfatlandırıldığımızı. Biz biliyoruz elbette dünya hayatında çok önemli bir kulluk sınavında olduğumuzu ve bu sınavın sebebi ve hikmetinin Allah in adaletinden olduğunu.

Biz yine biliyoruz, bu sınavda bize yüz metreyi kaç saniyede koştuğumuzun, beş liramızı beş yılda kaç katına katlamayı becerdiğimizin sorulmayacağını. Biz biliyoruz, bize ne kadar haramdan kaçınıp helalle kucaklaştığımızı, bize bahşedilen nimetlerin ne kadar şükrünü yaşadığımızı, çirkinliklerden hangi ölçülerde uzak durmayı başarıp güzelle buluştuğumuzun hesabini vereceğmizi.

Sınav sorularını elbette kullar olarak bizler hazırlayacak değiliz. Sorular zamana göre de değişen türden sorular olmasa gerek.

Şimdi, çağımız insanının içerisinde debelenip durduğu bu hengâmede birileri sorular hazırlayıp Allah’ın kullarını hesaba çekmeye yelteniyorsalar elbette yanlıştadırlar ve bize düşen görev de bu yalancı sorulara değil de doğru sorular istikametinde sınava hazırlanmak olmalıdır.

İnsan olarak bu dünyaya neden geldiğimizi acaba hiç düşündüğümüz oldu mu? İnsanın canlılar arsında neden acaba en üstün varlık olarak yaratıldığına hiç beynimizi yorduğumuz oldu mu?

İnsan diğer canlılara göre çok daha farklı bir misyonla yüklendiğine göre, bunun sebebi ve hikmeti nedir acaba? İnsan neden acaba akıl ve düşünce nimetleriyle donatılmış olmak gibi de bir üstünlüğe sahiptir veya sahip kılınmıştır?

Bu üstünlüğümüzden dolayı bizden istenen bir takım görevlerimiz var mıdır acaba? Eğer varsa, bu görevlerimiz nelerdir? Bütün bu sorular dünyasında hayatımızı idame ettirirken elbette ilk vazifemiz kul olduğumuzu hatırlayarak, sığınmamız gereken adrese sığınmak olmalıdır.

Biz öyle inanıyoruz ki, bize bu dünya hayatında bir takım kulluk vazifeleri yüklenmiş ve biz insanlar bu âlemde bir sınavdan geçmekteyiz.

İnsan hayatının kendisi zaten bir sınav olduğuna göre, insanların baştaki ilk görevleri de mutlaka hayat sınavında başarılı olmak olmalıdır. Dünya hayatı sınavı ile okul hayatı sınavımız sözcük olarak birbirinin benzeri olsa da, hiçbir zaman aynı sınavlar değildir bu sınavlar.

Okul sınavlarında sizlere veya bizlere sorulan sorular ve soruların cevapları daha önceki süreçte sizlere veya bizlere öğretilen bilgilerden oluşur.

Dünya hayatı okul hayatımızdan çok daha başka bir kulvarda seyreder. Hayat sınavında karşılaşacağımız sorular, okul sınavlarımızda olduğu gibi, önceden öğrendiğimiz konularla ilgili bildiklerimizden veya bilgilerden oluşmuyor.

Hiç bilmediğimiz veya aldığımız eğitimle hiçbir alakası olamayan çok farklı konularla ilgili çeşitli sorularla karşılaşabiliyoruz.

Ne yazık ki, gerçek anlamda milli eğitim olamayan, sömürgeci eğitim olmanın ötelerine bir türlü geçemeyen veya aynı çarpıklığın bir yansıması olan, bugünkü okul hayatımız bizleri gerçek hayata hazırlamaktan daha çok, bizlere yüklenen bilgileri ölçmek için çeşitli sınavlara hazırlamaktadır.

Biz bundan dolayı yaptığımız işe “eğitim yerine, öğretim” desek daha doğru bir tespite gitmiş oluruz iddiasında bulunuyoruz.

Okul hayatında sorulan soruların cevapları herkes için aynıdır. Ancak, hayat okulunun soruları herkes için aynı olmaktan çok uzak ve herkes için çok farklıdır.

İnanmış bir insanla ateist bir insanın, zenginle fakirin, güzel huylu olanla, kötü huylunun v.s değişik insanların hayat soruları birbirlerinden çok farklı olduğu gibi, hayat sınav maratonları da birbirlerinden çok farklıdır.

İnsan adeta iki dünyalı gibidir. İnsanın birinci dünyası kendi yetenekleri ve kendi çevresi ile sınırlıdır. İkinci dünyası ise birinci dünyasından çok daha geniştir. Bu ikinci dünya, insanin hayallerinin uzanabileceği ve gayretleriyle gidebileceği geniş bir dünyadır.

Okul hayatında geri sınıfa dönüş veya geri vitese takma yoktur. Ancak hayat okulunda ne yazık ki yükselme olduğu kadar geriye dönüş de çoktur. Hatta dibe vurmalar bile söz konusudur. Hayat okulunun sonunda diploma yoktur, ya başarı vardır ya da başarısızlık.

Sorgulamaları doğru yapmak, iniş sebeplerini, çıkışın ritim bozukluğunda aramak veya çareler üretmek kimi zaman kaçınılmaz durumlar olarak karşımıza çıkar. Her çıkışın bir takım sebepleri veya itici gücü varsa, her inişin veya geri vitese takışın da mutlaka bir takım sebepleri olmalıdır.

İnsanların yaşamak istedikleri bir hayat hedefleri olduğu kadar, yaşayabildikleri bir hayat çizgileri ve şartların belirlediği bir hayat limitleri de vardır. İçinde yaşamakta olduğumuz dünya şartlarında ne yazık ki insanların hayat limitlerini yetenek ve çabalarından daha çok çevresel şartlar belirlemektedir.

Bir insanın gelebileceği veya tırmana bileceği en son nokta onun inandığı noktadır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse şunu diyoruz “bir insanın yapabileceği iş düşünebildiği kadardır”.

Gençlik çağlarımızda hayallerimiz büyük, imkânlarımız ise çok azdır. Yetişkinlik çağımızda ise imkânlarımız çoktur ama istek ve arzularımız ciddi anlamda azalmıştır. İşte insan hayatının gerçek fotoğrafı bu gerçeklerde gizlidir.

İnsan, hayatta ya tozu dumana katarak yükselir, ya da tozu dumanı yutarak silikleşir. Tozu dumana katarken elbette toz yutmamız da kaçınılmaz olur. Ancak, hayat merdiveninin çıkışı olduğu kadar inişi de olduğu akıldan çıkarılmamalı ve bu hayat okulunun tecrübe denilen hazinesinin kıymeti çok iyi bilinmelidir.

Hayat okulunun mezuniyet töreni yoktur. Okul hayatının ise mutlaka bir diploma töreni vardır. Okul hayatı bizi sınavlara hazırlarken, dünya hayatı da bizi ebedi âlemdeki büyük sınava hazırlar. İnşallah ebedi hayatımız dünya hayatımızdan çok daha görkemli olur.

Elbette ihlâsla başlayıp işi finansla bitirenlerin sınavları zor geçecek ebedi âlemde. Elbette Allah’ın dinini çıkarlarına göre yorumlayanların veya zamana uyarlamaya kalkanların veballeri çok büyük olacak.

İşin vebal tarafının belki de en vahametli ağırlığı, insanların inançlarıyla oynayanların küfesinde olacak. Kananla veya kandıranların hesabi aynı olamayacağı gibi, insanların gönülleri ve inançları üzerinde akıl oyunları kuranlarla bu oyunlara çomak sokanlar da aynı hesabı vermeyecekler elbette.

Hiçbir kul başkalarını irşat etmeye yetkili ve etkili olmadığı gibi, hiçbir kulun başka bir kulu Allah adına hesaba çekmeye veya sınava tabi tutmaya da hakkı yoktur. Hesabi soracak yalnız O’dur ve hesabi verecek de bizleriz. Herkes hesap vermek zorunda olduğuna göre hesap verecek olanın başka birisini hesaba çekme hakkı da olamaz.

Ne yazık ki, bugün bu âlemde birileri başka birilerini çok rahatça hesaba çekebilmekte, tebliğ etme veya doğru yola davet etme yerine, irşat etme veya kurtarma derecesinde kendilerini görebilmekte veya gösterme meyli içerisine girebilmektedirler.

İşimiz zor, hesabimiz çok çetin, yolumuz ejderhalarla dopdoludur. Bu zorlukları aşarak kolaylaştırmak, ejderhaların tuzağına düşmeden hayat yolculuğumuzu sürdürebilmek için Allah’ın ipine sarılmak, onun peygamberine tabi olmaktan başka bir yol yoktur.

Tali yollar üzerine şeytanı tuzaklara düşmektense, ana yol üzerinde nurlu ufuklara gönül kanatlarımızı çırpmak hepimize nasıp olsun dua ve niyazlarımızla esen kalınız aziz kardeşlerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız
39 Yorum
  • Seyfuıllah FIRAT / 30 Kasım 2009 Pazartesi 14:07

    30 Aralık 1925 yılında idam edilen merhum Mahmut ve Ahmet Kanburun yakını olduğunuzu ve idam edilen bu insanlar hakkında bilgiye ihtiyacınızın olduğunu yorumunuzdan anlıyorum.
    Geçmişe ait söz konusu olayları ogünün şartları içerisinde değerlendirmek bana göre en doğru yöntem olur.
    Akliselimle düşünelim. Dünyanın büütün canavarları üzerimize çüllanmışlar ve çok zor şartlarda Kurtuluş savaşı vermiş bir millet olarak Ulus devlet olmaya karar vermişiz.
    Koskocaman cihan devletinden elimize kala kala bir avuç Anadolu toprağı kalmış. O günün şartlarında merkeziğ otorite bugün olduğu kadar geniş imkanlara sahip değildir. En ufak bir kıvılcım ülkeyi bir baştan diğer başa kadar tutuşturabilir. Düşmanlar tepelenmiştir ama içimizde ki işbirlikçiler halen içimizdedir. Bu iş birlikçi takımının en büyük özellikleri saf ve masum insanları kışkırtmak veya kullanmaktır.
    Bizim bölgemizde malesef idam olayları olmuştur. Bütün kalbimle onlara Allahtan rahmet diliyorum. Ancak olayı değerlendirirken bir takım şeytanlaşmış çevrelere malzeme verecek türden yorumlara ben Seyfullah Fırat olarak vize veremem. o günün şartlarında başkaldırı hareketlerine o günün şartları veendişeleri içerisinde uygulanabilecek fazla bir seçenek yoktur. Malesef idamlar olmuştur. Şimdi bu noktaları kaşıyarak bir takım devşirme takımlarının başlatmış oldukları geçmişi toptan karalama operasyonunaalet olmamlıyız diye düşünüyorum. Bu duygularla sizlere saygı ve iyilik dileklerimi sunuyorum.

    Yanıtla (0) (0)
  • emine / 29 Kasım 2009 Pazar 01:04

    seyfullah hocam ben 30 aralık 1925idam edilen mahmutve ahmet kanburun bir yakınıyım benim baban nemin dayıları oluyor ben uzun zamandır arastırıyorum internetten sadece birtane yazı bula bildim resimlerini arastırdım araştırıyorum o insanları tanımak istiyorum bana yardımcı olurmusunuz yorum bekliyorum bazı yakınlarıda kanboz daymıs yeni adı ıslahiye babannemim dayısının cocukları orda oturuyormus

    Yanıtla (0) (0)
  • cem / 26 Eylül 2009 Cumartesi 00:32

    seyfullah bey merhaba yazınızı okudum ..bu konu hakkında sizinle özel olarak görüşmek istiyorum...burdan yazamayacağım... sizi ekledim dark ile başlayan mail benimdir.görüşmek dileğiyle ...teşekkürler..

    Yanıtla (0) (0)
  • Seyfullah FIRAT / 16 Şubat 2009 Pazartesi 13:55

    Muhabbetinize karşı sonsuz sevgi ve dualarım sizinle olsun. Ayrıca yeni eserlerinizle tanışmak nasıp oldu bize. Sizlere başarı dileklerimi sunuyorum. Allaha emanet ol güzel kardeşim.

    Yanıtla (0) (0)
  • Fatih Sultan Kar / 16 Şubat 2009 Pazartesi 10:33

    "Zifiri bir karanlık sarıvermiş dört yanımızı. Yalanlar ve dolanlar kuşatmış belleğimizi. Doğruyu ve hakkı idrak etmekten uzak düşürülmüşüz. Aklımız ve izanımız adeta katliama uğramış gibi sendeleyip duruyoruz".

    Güzel yürekli ağabeyim ne güzel anlatmışsın içinde bulunduğumuz durumu. Dünya metahi, hayat mücadelesi,
    vesire vesaire.. Sonuçta sohbetinden yüreğinden yararlanamadım. Sana saygılarımı iletiyorum. Güzellikler hep yanı başında olsun, Allah (cc) a emanet ol....

    Yanıtla (0) (0)
  • Temel YAŞAR / 14 Şubat 2009 Cumartesi 02:35

    Seyfullah bey kardeşim dunyaya bakış açısını köşesine taşıyor.Yazılarına katılan veya katılmayan okuyucuları ise, Seyfullah beyin yazılarına bazen destek veriyör bazende farklı yorumlar katarak zenginlik kazandırıyör.Sonuçta karşılıklı medenice güzel bir fikir jimnastığı yapılıyor.Ancak bana göre köşe yazarı yazısını yazmalı ve beklemeli.Her yorumcuya cevap verme alışkanlığından vaz geçmeli.
    Bu sutunlarda aynı şahıslarla senli,benli şekilde defalarca yorum yaparak birbirlerini ispat etmeye çalışmaları ne derece doğrudur bilmiyorum.
    Yorumcuların bir köşe yazarı kadar uzun ve tekrar,tekrak yorum getirmeleri Sefullah beyin yazılarının toplumda dıkkatı çeken özellikte olduğunun ispatıdır.Her şeye rağmen köşe yazarı okuyucularına cavep olarak toporlayıcı bir şekilde cevaplarını başka bir yazısında dile getirmeli.Cevaplar yorum şeklinde aynı yazınin içeriğinde olmamalı.Yorumlar kısa,öz ve ana fikir olarak yazılmalı.Seyfulah beye ve yorumculara başarılar dilerim.Fikirlerin açıkça ifade edildiği bir ülke olmamız çok güzel bir duygu olmalı.

    Yanıtla (0) (0)
  • Ömer Lütfi YAZICI / 10 Şubat 2009 Salı 23:35

    Sayın recai53, Beni hiç takıp atmamışsınız. Defalarca yazdım ki: Bırakın Tolon paşayı suç işleyen babam da ise cezalandırılsın. Ama yargısız infaz da yapmayalım. Çünkü ben çok iddianame gördüm. Bos çıktılar. Bunları hiç okumamışsın.

    “tolon paşaya gösterilen hassasiyeti gösterebildiniz mi? Bu iki yüzlülük olduğu müddetçe anlattıklarınıza, söylediklerinize kim itibar eder? Burada bile lafı gargaraya getiriyor asıl mevzuyu sapıttırıyor, delik arayıp ordan giyor konuları tersyüz ediyorsunuz. Konu belli, tartışma farklı. Çünkü söyledikleriniz hırs ve duygularla yazılmış, akıl ve realiteden uzak.” Diyorsunuz ya inanın ben de sizin için aynısını düşünüyorum.

    Şöyle ki: Kalpazanlıktan hakkında dosya olan Başbakandan, dört defa kendine af çıkaran Maliye bakanından, gemicikten, akışkan yumurtadan vs. Ve nihayet bir gece yarısı KDV si sıfırlanıp Bilal’ın şirketi olduğu ortaya çıkan kuyumculuktan hiç bahsettiniz mi? Bunları başörtüsü dediğiniz şal ile örttüğünüz müddetçe size inanmam. Samimiyetinize asla güvenmem. İnanın bu ülkeyi müthiş bir felakete götürüyorsunuz.

    Yanıtla (0) (0)
  • Ömer Lütfi YAZICI / 10 Şubat 2009 Salı 22:55

    Ukul Arkadaş. Ben değil sen uyuyorsun. Hep uyuduğumuz için bu günlere geldik. Benim dediğim: T.C. Vatandaşının şapka giyme zorunluluğu yoktur. Böyle bir kanun yoktur. Hiç çıkmamıştır. 671 sayılı kanun çıktığı haliyle hiçbir değişiklik yapılmadan halen yürürlüktedir. Daha nasıl anlatayım! Niçin anlamıyorsunuz? Allah aşkına!

    Anlamadan bana saldırmak İslam ahlakı mı dır?????

    Bakın recai53 yazmış ki: Şapka kanununa muhalefetin cezası 3 aydır. Doğru. Doğru yazmış. Ben şunu da ilave edeyim; Şapka kanununa muhalefet, İstiklal Mahkemelerinin yetki alanında değildir. Ne dediğimi anlıyor musunuz?

    Halk (kaba tabirle pompaya getirildi, dolmuşa bindirildi) kandırıldı olay devlete karşı isyan haline geldi ve onun için İstiklal Mahkemeleri yetki Kapsamına girdi.

    Dini yazılarımın eksiklerini de açıkça söyle de anlayalım. Öyle kapalı konuşma. Ben eksiğimi söyleyenin Vallahi de Billahi de elini öperim. Hatta ayağını öperim. Öyle bilmeden tanımadan bana kibirli diyenler Allaha havale olunur. Yalnız yazdığımı da titiz araştırırım. İyi geceler

    Yanıtla (0) (0)