Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG), dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na devredilen Karadeniz Bölgesi'ndeki 7 ili kapsayan, çevre düzeni planına, taş ocakları, enerji santralleri ile maden sahalarının işlendiğini, ancak turizm bölgeleri ile SİT ve diğer koruma alanların yok sayılarak ya da unutularak işlenilmediğini açıkladı.
MMG Genel Başkan Yardımcısı Jeofizik Mühendisi Kadem Ekşi, hazırladıkları ve Başbakan ile ilgili Bakanlara gönderecekleri raporlarda bu duruma dikkat çektiklerini belirterek, “Çevre düzeni planı, gerçekten akıllara zarar yanlış bilgi ya da ciddi hatalar içeriyor” dedi.
Dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Doğu Karadeniz Kalkınma Planı (DOKAP) kapsamında Rize, Artvin, Trabzon, Giresun, Gümüşhane, Ordu ve Bayburt illerini kapsayan, 'Çevre Düzeni Planı hazırlandı. Bölgenin gelecekte planlanmasına yön verecek olan ve bir süre önce askıya çıkarılan plana, hazırlandığı illerde eksiklikler olduğu gerekçesiyle çeşitli kesimler tarafından itirazlar yapıldı. Mimar ve Mühendisler Grubu' da, planla ilgili olarak 7 ili kapsayan bir çalışma ile rapor hazırladı.
Raporun ayrıntılarını açıklayan MMG Genel Başkan Yardımcısı, Jeofizik Mühendisi Kadem Ekşi, Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi (DOKAP) çerçevesinde dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Karadeniz'de 7 ili kapsayan 1/100. 000 ölçekli çevre düzeni planının karakteri incelendiğinde, gerçekten akıllara zarar yanlış bilgi ya da ciddi hatalar içerdiği gerçeğinin görüldüğünü söyledi. Bu konuda MMG adına teknik bir inceleme yaptıklarını ve gördükleri durum karşısında hayretler içerisinde kaldıklarını ifade eden Ekşi şöyle konuştu:
YOK SAYILMIŞ YA DA UNUTULMUŞ
“100 binlik plan içerisinde önceden tariflenmiş ya da, örneğin Rize İkizdere Vadisi'nde Bakanlar Kurulu Kararı ve Başbakanımızın 13 Mart 2008 tarihli onayı ile Turizm bölgesi ilan edilmiş Ovit Dağı, bu plan ve haritalarda işaretlenmemiştir. Yine Anzer turizm bölgesi sınırları bu planda yer almamıştır. Jeotermal kaynakların olduğu alanların da bu plan içerisinde olmadığını görüyoruz. Yine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge kurullarınca SİT alanı ilan edilmiş mutlak koruma alanlarının bu plan içerisinde olmadığı görülüyor. Burada şaşılacak düzeyde bir yanlışlık var. Başbakan'ın Bakanlar Kurulu kararı ile onayladığı bir karar bile bu planda yer almıyorsa, insan ister istemez farklı şeyler düşünüyor. Taş ocakları, enerji santralleri, maden sahaları planlara işleniyor ama jeotermal kaynakları, turizm tesis alanları ile SİT alanları, tescil edilmiş koruma altındaki bölgeleri işlemiyorsunuz. Bu alanlar yok sayılmış ya da unutulmuş. 1/100. 000 plan bu işin anayasası demektir.
Bundan sonra yapılacak 50 bin, 25 bin, 5 bin ve binlik planlar bu plana uygun yapılmak zorundadır. 'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' diye insan düşünüyor. Ciddi kurumlarımızın bu tür hataları nasıl yaptıklarını bir mühendis olarak anlayabilmiş değilim. Kurumlar arasında bu kadar mutabakat eksikliği olacağına inanmak istemiyorum. Bu durumun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından süratle düzeltilmesi ve bu alanların gerçek fonksiyon ve kimliğine uygun olarak yeniden ortaya konması gerekiyor. Ciddi sıkıntılar içeren planın bu haliyle derhal iptal edilmesini gerekiyor. Hakikaten devletin devamlılığının esasını dikkate aldığımızda, turizm mastır alanlarının bu plan içerisinde olmayışı kabul edilebilir, akıl, bilim ve mantığa tamamen aykırı bir durumu bize ifade ediyor. Ne kadar ciddiyetsiz bir el tarafından hazırlandığı gerçeği de görülüyor. "
BAŞBAKAN'DAN MÜJDE OLACAK
PLANIN İPTAL KARARI HABERİNİ BEKLİYORUZ
STK’ların bölge illerinde bu plana gerekli itirazları yaptığını ifade eden Ekşi, bir bayram müjdesi olarak Başbakan'dan bu planın iptali ile ilgili karar beklediklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Sürdürülebilir kalkınma konsepti çerçevesinde iklim değişikliklerinin yaşandığı günümüzde Doğu Karadeniz havzasının bu klimatolojik yapısı, özelikle ekonomik, kültürel ve diğer alanlardaki büyüme aksları, son derece önemlidir. Yeni kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ve özellikle de Bakan Erdoğan Bayraktar'ın bu sürece süratle el atmasını ve bölgenin kanayan yaralarını bir bir elden geçirmesini STK'lar olarak bekliyoruz. Bizde MMG olarak hazırladığımız raporu Başbakanımız ve Bakanımıza ulaştırmayı hedefliyoruz.”
HES'LER BÖLGENİN KANAYAN YARASI
Yapımı süren hidroelektrik santrallerinin bölgenin kanayan yarası olduğuna dikkat çeken Ekşi, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu bölgenin doğal zenginliklerinin bir şekilde yok edilmesini kabul etmemizin mümkün olmadığını, can suyu diye ifade edilen suyun dere ve nehirlere yeterince bırakılmadığını görünce, hakikaten bu çılgınlığın bizi nereye götüreceğini merak ediyorum. Örneğin 75 kilometrelik İkizdere Vadisi'nde 3 HES projesinin faaliyete geçmesiyle denizden ilçe merkezine kadar olan 45 kilometrelik bölümde doğal yaşam alanlarının yok olduğunu, o neslin artık bir daha kendini yenileyememek üzere yok oluşunu hep birlikte gördük. 32 HES projesinin havza planlaması yapılmadan bu vadilerde yapılması, buraların tüm doğal zenginliklerinin, flora, fauna ve endemik türlerinin yok olacağı gerçeğini ifade ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın aldığı kararla SİT alanlarının korunması, bu bölgenin gelecek nesillere korunarak aktarılması gerekiyor. Bu vadiler Allah'ın bir lütfü. Bunu göz ardı etmememiz gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Burada enerji şirketlerini değil, kamu yararını içeren bir çözümü ortaya koymak gerekiyor. Millet on binlerle demokratik tepkilerini ortaya koymuştur. Bunun ötesinde milletin yapacağı çok bir şey yok. Yönetimin, iradenin artık bunu görmesi ve çözümü kamu yararına ortaya koyması gerekiyor. Hükümetimizin yararlı ve etkin çalışmalara imza attığı muhakkaktır. Ancak koruma alanlarındaki bu yanlış uygulamaların süratle durdurulması gerekiyor. Temennimiz, bu sürecinde ortak akılla çözümü noktasında bir mutabakatın hayata geçirilmesidir. Yeni Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yeni ihdas edilen konuları süratli bir şekilde ortaya çıkaracak çalışmaları başlatması ve STK' ları dinlemesi gerekiyor. STK’lar olmazsa bu yanlışları ortaya çıkaracak kimlerdir? İyi ki STK 'lar var.”